Geçtiğimiz cumartesi günü benimde görevli olarak katıldığım, Kdz.Ereğli Ticaret ve Sanayi Odası konferans salonunda, Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği (MÜSİAD) Kdz.Ereğli Şubesinin ev sahipliğinde, MÜSİAD Kimya-Metal ve Maden Sektörü Kurulu Türkiye İstişare Toplantısı düzenlendi. Toplantıya T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğü Koordinasyon ve Dış İlişkiler Daire Başkanı Mehmet Tombul, Türkiye Demir Çelik Üreticileri Derneği Genel Sekreteri Dr. Veysel Yayan, Ekonomist-Danışman Hikmet Baydar konuşmacı olarak katıldı.
Her biri alanlarında kendisini değil Türkiye’ye dünyaya kanıtlamış bu kıymetli konuşmacıların yaptığı sunumlar ve verdikleri bilgilerle zihnim bir kez daha aydınlandı. Dünya metal ve çelik sektörü ve bu sektörün en büyük hammaddesi olmazsa olmazı madenler ile doğru planlanmış ve hesap edilmiş finans yönetimi ile Türkiye gerçeğini ortaya koydular.
Özellikle Mehmet Tombul’un, Türkiye’nin maden rezervleri ile ilgili olarak verdiği bilgilerden sonra ülkemin ne kadar büyük bir gücü olduğunu bir kez daha idrak ettim. Ancak dönüp ülkeme baktığımda dış borç ve iç borç ile verdiği mücadeleyi, halkının refah seviyesini, ekonomik sıkıntıları beni derinden yaralarken şu hikaye aklıma geldi:
Nick adında bir demiryolu isçisinin öyküsü bu. Nick güçlü, sağlıklı bir işçi, manevra sahasında çalışıyor. Arkadaşlarıyla ilişkisi iyi ve işini iyi yapan güvenilir bir insan. Ne var ki, kötümser biri, her şeyin kötüsünü bekler ve başına kötü şeyler geleceğinden korkar.
Bir yaz günü, tren isçileri, ustabaşının doğum günü nedeniyle bir saat önceden serbest bırakılırlar. Tamir için gelmiş olan ve manevra alanında bulunan bir soğutucu vagonun içine giren Nick, yanlışlıkla içerden kapıyı kapatır, kendini soğutucu vagona kilitler. Diğer işçiler Nick 'in kendilerinden önce çıktığını düşünürler. Nick kapıyı tekmeler, bağırır, ama kimse duymaz, duyanlar da bu tür seslerin sürekli geldiği bir ortamda olduğu için pek kulak vermezler. Nick burada donarak öleceğinden korkmaya başlar. “Eğer buradan çıkmazsam, burada kaskatı donacağım”, diye düşünmeye başlar. İçerde yarısı yırtılmış bir karton kutunun içine girer. Titremeye başlar. Eline geçirdiği bir kâğıda karısına ve ailesine son düşündüklerini yazar: Çok soğuk, bedenim hissizleşmeye başladı. Bir uyuyabilsem! Bunlar benim son sözlerim olabilir?
Ertesi günü soğutucu vagonun kapısını açan işiler, Nick 'in donmuş bedenini bulurlar. Üzerinde yapılan otopsi, onun donarak öldüğünü göstermektedir. Fakat bu olayı olağanüstü yapan, soğutucu vagonun soğutma motorunun bozuk ve çalışmıyor olmasıydı. Vagonun içindeki ısı 18 C idi ve vagonda bol hava vardı.
Nick 'in korkusu, kendini gerçekleştiren bir kehanet oluşturmuştu.
Hikaye böyle bitiyor.
Düşünüyorum da, kötümser düşünceler mi yıllardır elimizi kolumuzu bağlamış, yoksa dengeler mi?
Bor madeni, endüstriyel hammaddeler, mermer gibi bazı madenlerde dünya ölçeğinde rezerve sahip olmamızın yanı sıra diğer madenler bakımından da ülkemizin sanayi sektörü için gerekli hammaddeleri karşılayabilecek büyüklükte rezervlere sahip nadir ülkelerden biri konumunda olmasına karşın, bu maden rezervlerinin ülke ekonomisine yeterince kazandırılamadığı görülüyor.
Demir Çelik sektörünün ülkemizde ki gözbebeği Erdemir’in Ereğli’de olması ile MÜSİAD’ın Kimya-Metal ve Maden Sektörü Kurulu Türkiye İstişare Toplantısını Ereğli’de gerçekleştirmiş olması da ayrı bir önem kazandı. Ülkemizin bu ekonomik buhrandan kurtulmasının en kısa yolunun ağır sanayi ve maden rezervlerinin ekonomiye kazandırılması ile olacağına inanmaktayım.
Gelişmiş ülkelere bakıp biz onları yakalayamayız demek yerine, ülkemizin madenlerini işletebildiğimizde kim bizi yakalayabilir diye düşünmek gerekiyor.
Kötümser düşünceler kendi kehanetimiz olmasın…